|
1)
1961 senesi, fakültede ilk senemiz. Üniversiteli
olmanın heyecanı içersindeyiz. Prof. Dr. Feridun Ergin hocanın,
iktisat dersi bizlere çok yabancı geliyor. Bilmediğimiz kelimeler ve
konular, anlamakta zorlanıyoruz. Be nedenle hocamızın zaman zaman
hukuk fakültesinde verdiği dersleri takip ederek konuları anlamaya
çalışıyoruz. Mümtaz Güvenç ve Erdoğan Bele ile beraber hukuk
fakültesi büyük anfisinde önceden ön sırada yer tutarak Feridun
hocayı bekliyoruz. Ders zili çaldı ve hocamız her zaman olduğu gibi
zamanında derse girerek konuları anlatmaya başladı.
Sabah ilk derslere genellikle öğrencilerin bir kısmı
geç kalır, geç kalanlar ders başladıktan sonra genellikle arka
kapıdan anfiye girerek dersi izlerler. O gün sınıfın kapıları
Feridun hocanın içeri girmesi ile kapandı ve bir süre sonra derse
geç kalanlar ön kapıya açılması için vurmaya başladılar. Bu durum
hemen hemen 5 dakika sürdü. Biraz gürültü nedeniyle dersi
izleyememek ve biraz da geç kalanlara yardımcı olma duygusu ile
yerimden kalkıp kapıyı açtım. Bir anda içeriye 25-30 kişilik öğrenci
gurubu gürültü ile girdi ve yerlerine oturdu.
Feridun
hocamız, herkes yerine oturduktan sonra bana seslenerek kürsüye
çağırdı ve şebekemi istedi. Tabii, şebekemi verdim. Bana ayrıca,
“dersten sonra yukarıda odama gel” dedi. Tabii o zaman bende şafak
attı. Yaptığımın yanlışlığını anladım. Ama iş işten geçmişti.
Dersten sonra doğruca Feridun hocanın İktisat Fakültesi’ndeki
odasına gittim. Sertlik beklerken sakin bir ses tonu ile “sen ne
yaptığının farkında mısın ?” dedi.
“Hocam,
arkadaşlara yardımcı olmak istedim” dedim. Bana “sen 30 kişiye
yardımcı olacağım derken anfide olan ve zamanında derse gelip yerini
alan 300 kişinin hakkını çiğnedin, ayrıca benden izin almadan, nasıl
kapıyı açarsın? Bir seferlik seni affediyorum, tekrarında farklı
davranacağımı bil. Bir daha kendine vazife olmayan işlere karışma”
dedi ve aldığı şebekemi iade etti.
2)
Son sınıftayım. İşletme-sosyal siyaset disiplinini
seçtim. O zaman ana derslerden son sınıfta 4 senelik müfredattan
sorumlu olarak yazılı ve sonra da sözlü imtihana giriyoruz. Ben de
iktisat-işletme ve sosyal siyasetten 4 senelik sözlü sınavlara
giriyorum.
İşletme
grubunda işletme dışında maliye ve muhasebe dersleri de var. Yazılı
sınavını iyi alarak geçtim. Sözlüye gireceğiz. Sözlü sınavları
enstitülerde büyük salonlardan birinde yapılıyor. Heyet başkanı
Prof. Dr. Kemal Tosun hocamız, yanında maliye, muhasebe hocalarımız
ile asistanlar var. Hocalarımız, büyük bir masanın bir tarafında yan
yana otururlar, imtihana girecek öğrenci ise, masanın öbür tarafında
oturur, daha önceden hazırlanmış 3 soru ihtiva eden soru kağıdını
çeker, şansına ne çıkarsa onu cevaplandırır.
Sınava
girecek öğrenciler, imtihandaki öğrencinin 2-3 metre arkasında
ayakta durarak soruları ve hocalarımızın imtihan esnasındaki
tutumlarını izleyerek, heyecanımızı yatıştırmaya çalışırdık. Sözlü
imtihanların heyecanı anlatılacak gibi değildir. Onu ancak yaşayan
bilir. O gün sınav başlayalı 2 saat oldu. İmtihan sırasında, eski
yönetmeliğe tabi iş güç sahibi, yaşını başını almış birisi imtihan
için hocaların karşısında oturuyor. Şansına, güzel sorular çıkmasına
rağmen hiç birine cevap veremiyor. Kemal hoca dersten geçirmek
istiyor. Fakat bir bakıma bir şey yapmayan birine yardımcı olmayı da
içine sindiremiyor ve sinirleniyor. Bu sırada ben ayakta 3. sırada
Erdoğan Bele ile beraberiz. Her soruda öğrenciler birbirimize ufak
sesimizle soruları sorarak bilmediğiz noktaları öğrenme
çabasındayız. Bu sırada ayakta bekleyen öğrenciler arasında bir
hareketlenme olunca Kemal hoca başını kaldırıp baktı. O sırada ben
tesadüfen Erdoğan ile soru üzerinde konuştuğumuzdan beni gördü. “Ne
kopya veriyorsun” demez mi? Hocam “öyle bir şey yapmadım, sadece
sizin sorduğunuz sorunun cevabını yanımdaki arkadaşımdan teyit
ettim” dedimse de inanmadı. “Sen, imtihana girdin mi?” diye sordu.
Hayır deyince de “girince görüşürüz” demez mi. Zaten heyecan
içerisinde iken heyecan iki misline çıktı. Arkadaşlar “dışarı çık
uzaklaş, olayı unutsun” dediler. Ancak Kemal hocanın 4 senelik
talebesiyim, beni tanıyor, unutması mümkün değil, aksine ortadan
kaybolursam suçumu kabul etmiş olacağım bu nedenle imtihanı biten
öğrenciden sonra “kim gelecek” deyince? Ben geleceğim hocam deyip
karşısına oturdum. Soru kağıtçığını çektim. Bildiğim sorulardı, 3
soruya da doğru cevaplar verdim. Kemal hoca bir kere kızmıştı. Bu
nedenle “sana başka sorular da soracağım” dedi. Bu kere soru
kitapçının dışından sorular sormaya başladı. Birbirinden zor 3 soru
daha sordu. İşletme gurubu derslerim iyi idi ve imtihana da iyi
hazırlanmıştım. Bütün sorduklarına doğru cevaplar verince “tamam
kalkabilirsin” dedi. Tabii sonuçlar belli oluncaya kadar heyecan
içersinde bekledim. Akşam üzeri imtihan sonuçları belli oldu ve
pekiyi ile geçmiştim. Bu iki olay fakülte hayatımda hiç unutamadığım
güzel bir anı olarak kaldı.
|